3.7 Sivil toplum ve Avrupa kamusal alanı
Ali Alper Akyüz ve Yiğit Aksakoğlu
Anahtar Sözcükler Sivil Toplum, Kamusal Alan, STK, Katılım, Sivil Diyalog, Toplumsal Cinsiyet, Ayrımcılık, İktidar.
Giriş +

Son zamanların popüler kavramlarından birisi sivil toplum; ancak bu kavramı herkes her zaman aynı anlamda kullanmıyor. Bazıları bireyleri arasında demokratik ve medeni ilişkilerin kurulu olduğu iyi veya ideal bir toplum biçimini kast ederken bazıları örgütlülük düzeyi yüksek olan bir toplumu, ve hemen herkes de bir şekilde toplumu oluşturan bireylerin ve örgütlenmelerin birbiriyle iletişim kurduğu bir açık alandan söz ediyor. Bazıları devlet gibi iktidar ve resmi otorite alanları ile kişilerin özel alanlarının ve hatta ekonomik ilişkilerin gerçekleştiği alanın dışında kalan kamusal iletişim ve etkileşim ortamını 'sivil toplum' olarak adlandırırken başkaları bu görüşe karşı çıkıyor ve bu kadar net ayrımların yapılamayacağını, sonuçta sözü geçen etkileşim ve iletişimin diğer alanlarda belirlenmiş ekonomik ve kimliğe ve toplumsal cinsiyete dayalı iktidar ve eşitsizlik ilişkilerinden bağımsız olamayacağını belirtiyor. Her hâlükârda sivil toplum devletin ya da siyasi iktidarların doğrudan müdahalesinin en az olması istenen, toplumun kendi ifade ve örgütlenmesini gerçekleştirdiği bir alan olarak karşımıza çıkıyor.
Bu duruma karşın sivil toplum, ancak referans bir devlet veya resmi yönetim sisteminin ve ona kayıtlı bireyler olarak yurttaşların varlığı ile vücut buluyor; başka bir deyimle sivil toplum dediğimiz etkileşim alanını oluşturan ve bu alanın içinde geliştirdikleri iletişim ve eylem biçimleriyle alanı da şekillendiren öğeler bizleriz, yani yurttaşlar. Bu yönetim sistemi ve yurttaşlık biçimi ulusal sınırlar ile belirlendiği ölçüde sivil toplum da daha çok bu ulusal sınırlar ile tanımlanıyor.
Ancak sivil toplumun ulusal sınırlar çerçevesi içinde tanımlanması durumu göçler, internet ve uydu yayıncılığı yoluyla iletişim ve bir yandan sorunların da küreselleşmesinin etkisiyle artık aşınmış durumda. Dolayısıyla bir yandan 'küresel sivil toplum', bir yandan da Avrupa bütünleşmesi süreciyle birlikte bir Avrupa sivil toplumundan (ve kamusal alanından) söz edilir hale geldi. Peki gerektirdiği ortak iletişim dili, referans kamu otoritesi ve yönetim sistemi ve içindeki farklı ülkelerdeki örgütlenme düzeyi ve kültür farklılıklarını düşününce böyle bir Avrupa sivil toplumu bir gerçeklik mi? Ya da önünde hangi zorluklar ve güçlükler var?
Sivil toplum içinde kendi yerinizi ve rolünüzü nasıl görüyorsunuz? Sizce Türkiye özelinde yukarıdaki tanımlardan hangisi daha geçerlidir?
II. Avrupa sivil toplumu ve Avrupa kamusal alanı +
Sivil toplum denilen olgu içinde kendiliğinden çoğullukları barındırır: yani içinde etkin halde bulunan kişi ve gruplar birbirlerinden çeşitli açılardan farklıdır. Bu farklılıklar siyasi görüşler, benimsenen değerler, kültür, etnik köken, din, cinsiyet ve cinsel yönelime bağlı olabilir, gerçek bir iletişim için farklılıkların olması doğaldır ve iletişim de şiddet içermeyen görüş çatışmalarından doğar. Bir çeşitlilik ve ilişkiler bütünü olarak sivil toplum karmaşık ve aynı zamanda dinamik bir olgudur.
Çeşitlilik ve çoğulluk aynı zamanda Avrupa toplumlarının ve bir araya geldiklerinde oluşturdukları kamusal etkileşim alanının da özelliğidir. Ortak dil açısından ise kullanımda İngilizce ve Fransızca öne çıkmaktadır. AB üyesi devletlerin resmi dilleri AB kurumlarının da resmi dilidir ve kurumlarda görüşmelere katılan herkesin yararlanabildiği sürekli profesyonel tercüme hizmetleri verilmektedir. Son olarak AB kurumları ve karar mekanizmaları tarafından farklı politika alanlarında alınan kararlar bütün AB ülkeleri ve yurttaşları için (farklı derecelerde de olsa) bağlayıcı olduğundan bir referans kamu otoritesi olarak görülebilir. Bu nedenlerle oluşumunu sürdürmekte olan bir Avrupa sivil toplumundan söz edilebilir. Bu kamusal alan ve sivil toplum basitçe sınırlarının genişlemesi ya da bir terfi anlamına gelmez; daha çok paralelde işleyen ve ulusal ve yerel düzeylerle ilişki içinde olan ek bir düzeyden söz etmek daha doğru olacaktır.
Bunun en önemli nedenlerinden birisi AB sürecinin yukarıdan aşağıya işleyen bir süreç olmasıdır; dolayısıyla bu süreci kendisine referans olarak alan sivil toplum örgütlenmeleri de benzer biri yolu izlemektedir. AB yurttaşları arasında kurumların güvenilirliği düzeyinde AB kurumları partiler ve politikacılardan sonra en az güvenilir konumdadır; BM gibi dünya çapında bir kurumun bile AB'den daha güvenilir olduğu görülmektedir. Yurttaşların bağlılık duyma sırası ise ülke, belediye ve mahalleden başlayıp dünya ve Avrupa en sonda gelmektedir. Buna paralel olarak yurttaşların AB hakkındaki bilgi düzeyinin de çok düşük olduğu görülmektedir. Kurumların yerelden ulusala ve Avrupa düzeyine doğru gidildikçe yurttaşa mesafesinin artması ve bir güven ve meşruiyet eksikliğinin ortaya çıkması beklenebilir bir sonuçtur. Ek olarak AB kurumlarında görev yapan karar vericilerin Avrupa Parlamentosu üyeleri dışında seçimle gelmemesi anlamında 'demokratik açık' da bu güvensizliğe katkıda bulunur. Bu nedenle AB'nin sivil topluma yaklaşımını belirleyen hedef "yurttaşı Birliğe daha da yakınlaştırmak" sloganıyla ifade edilir.
III. STK’lar ve Avrupa Birliği kurumları: katılım ve danışma mekanizmaları ve lobicilik +
AB kurumları giderek artan ölçüde sivil toplum katılımına vurgu yapmaktalar. Bunun nedenlerinden birisi daha önce değindiğimiz gibi Avrupa yurttaşlarının AB’ye ilgilerini yitirmeleri ve tepkili olması, bir diğeri ise birbiriyle giderek daha fazla ilişki içinde olan Avrupa toplumları arasında bir bağ oluşturma çabalarıdır. Son olarak yönetişim ilkelerinin Avrupa düzeyinde artan karmaşıklıktaki sorunlara çözüm bulmakta daha etkili olacağı düşünülmektedir. Avrupa düzeyindeki haklar ve değerler temelli STK’lar da bu süreçte önemli paydaşlar olarak görülürler. Katılımları sonucunda politik sürece ek katkılarda bulunurlar ve yönetimin yerindenliği [subsidiarity] ilkesinin altını doldururlar. Bu ilke sorunların çözümü ve politikaların tasarımının mümkün olan en alt düzeyde, konuyla en doğrudan ilgili olanların uzmanlığının göz önünde tutularak gerçekleştirilmesi olarak tanımlanabilir.
AB düzeyinde sivil diyaloğun gelişiminde son yıllarda benimsenen bir çok önemli karar bulunmaktadır. Avrupa Birliği kurumları politika süreçlerine STK'lar ve diğer çıkar gruplarının katılımında diğer ulusal ve uluslararası kurumların tersine daha "yumuşak" bir yaklaşım göstermiş ve formal, zorunlu ve onaya tabi bir sistem geliştirmemiştir. Ancak Avrupa Parlamentosu ve AB Komisyonunda düzenli olarak lobi faaliyetlerinde bulunan kuruluşlar için bir kayıt ve şeffaflık sistemi bulunmaktadır.
IV. STK Katılım mekanizmaları +
STK'lar daha demokratik ve hesap verebilir bir AB'nin oluşumunda kilit bir rol oynamaktadır. STK'ların ve yurttaşların (ve bazı durumlarda yurttaş olmayanların da) AB kararlarına daha doğrudan katılım olanakları zaman içinde giderek artmıştır. Şu anda görülen bazı katılım araçları aşağıdadır. Bir çok konuda AB Komisyonu yeni bir taslak hazırlarken açık bir danışma sürecini internet üzerinden her isteyenin bireysel ya da kuruluş olarak katkı verebileceği şekilde başlatır. Bu danışma süreci zorunlu değildir.
İşçi ve işverenler gibi sosyal taraflara bazı STK'ların da eklenmesiyle oluşturulan Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi'nin yarı resmi bir niteliği vardır. Aslen danışma niteliğinde olan ve her karar sırasında danışılması gereken bir AB kurumu olarak yapılanan komite, işveren ve işçi örgütleriyle özel alanlarda çalışan STK'ların oluşturduğu bir kurum olması açısından ilginçtir. Ancak komite üyeleri sivil toplumun kendisi tarafından değil, ulusal hükümetler tarafından belirlenir. Bu nedenle Komite'nin "sivil toplumla AB kurumları arasında bir köprü olma" iddiası tartışmalıdır.
Avrupa Parlamentosu içindeki İstihdam ve Sosyal İşler, Çevre veya İnsan Hakları gibi uzmanlık komiteleri ve AB Komisyonunun ilgili genel müdürlükleri Avrupa STK platformlarıyla ve STK temsilcileriyledüzenli toplantılarda bir araya gelmektedir. Avrupa Parlamentosunun çeşitli komiteleri ayrıca yasama sürecinde ilgili STK'lardan davetlilerle birlikte özel konularda 'dinleme toplantıları' düzenleyebilirler. Bu STK’lara bu alandaki politikaları etkileme ve sürekli bilgi akışını sağlama olanağı vermektedir.
Başka bir katılım mekanizması biçimi Çok-Paydaşlı Forum adını taşımakta ve ilgili olabilecek bütün paydaşları bir araya getirmeyi amaçlamaktadır. Bir örneği 2001 yılında oluşturulan Avrupa Sağlık Forumudur ve sağlık profesyonellerinden hasta gruplarına ve STK'lara kadar geniş bir katılımcı grubunu bir araya getirir. Başka bir örneği ise Kurumsal Sosyal Sorumluluk Çok-Paydaşlı Forumudur. Daha çok ilgili alanda 'makro-politikalar', yani genel politika hedef ve stratejileri üzerine tartışılan bir danışma alanı oluşturur.
Avrupa Komisyonu ve Parlamentosu sık sık özel bir konu hakkında bir defaya mahsus olmak üzere veya yıllık bazda haftalık etkinlikler dizisi düzenleyebilirler ve bu hafta kapsamında STK'ları konuşmacı olarak davet edebilir ya da olanaklarını STK'ların kullanımına açabilirler. Buna örnek olarak çevreyle ilgili olarak her sene yapılan 'Yeşil Hafta' [Green Week] gösterilebilir.
Komisyon tarafından özel konularda bağımsız dış uzmanlara yaptırılan çeşitli araştırmalar sırasında konuyla ilgili STK'ların temsilcileriyle de görüşmeler yapılarak görüşleri dahil edilmeye çalışılır. Uzmanın seçtiği ve/veya Komisyonun uzmanı yönlendirdiği STK'larla sınırlı kaldığı için gerçek bir katılım pratiği oluşturmadığı yolunda eleştiriler dile getirilmektedir.
Önce Avrupa Temel Haklar Şartının, daha sonra ise Avrupa Anayasasının oluşturulması için düzenlenen Konvansiyonlarda STK katılımına önem verilmiş ve hem sanal ortam, hem de resmi toplantılarla paralel olarak aynı binada düzenlenen toplantılar yoluyla katılım sağlanmaya çalışılmış, forumları da içeren Futurum başlıklı bir web sayfası açılmış ve resmi STK dinleme toplantısı Haziran 2002’de yapılmıştır. Özellikle Avrupa STK’ları sürecin tamamında yoğun katılım göstermişlerdir.
Çeşitli politikaların uygulanmasında ise STK'ların gözetim ve denetim rolleri tanınmıştır. Buna bir örnek Su Çerçeve Yönergesinin ulusal düzeyde uygulanmasını izleyen Danışma Komitelerine STK'ların katılımının zorunlu tutulmuş olmasıdır. Sivil diyaloğun özellikle AB'nin düzenleyicilik yetkilerinin ağırlıkta olduğu alanlarda daha gelişmiş olduğu söylenebilir. Buna son yıllarda sosyal politikalar, istihdam, gençlik ve yaşam-boyu öğrenme alanlarında geliştirilen Açık Koordinasyon Yöntemi gibi bağlayıcı olmayan politika araçları da dahildir. AB etkinliklerinin fonlar ve programlarla sınırlı kaldığı alanlarda ise diyalog daha sınırlı düzeyde kalmaktadır
Son olarak 2012 Mayıs tarihinden itibaren yürürlüğe giren Avrupa Yurttaşlar İnisiyatifi mekanizması çerçevesinde en az 7 farklı ülkeden en çok bir yıl içinde bir milyon imzaya ulaşan yasama talepleri dikkate alınmalı ve Komisyon tarafından bir raporla yasama sürecinin başlatılıp başlatılmamasına karar verilmelidir. Şu anda imza toplama sürecinde olan kampanyalara örnek olarak Avrupa çapında hayvan deneylerinin yasaklanması, su hakkının bir insan hakları olarak tescil edilmesi ve her Avrupalının kaliteli bir eğitimden yararlanma hakkının tanınması bulunmaktadır. Bu kampanyaları başlatmak için en az 7 farklı ülkeden üye barındıran yurttaş komiteleri oluşturulması ve sürecin başladığının AB Komisyonuna tescil ettirilmesi gerekmektedir.
ÖRNEK - Avrupa’nın Geleceği için bir Konvansiyon
Avrupa çapında konvansiyon olarak bilinen çalışma biçimi ilk olarak Avrupa Temel Haklar Şartının oluşturulması sürecinde denendi ve oldukça başarılı oldu. Avrupa Anayasası taslağını oluşturmak için de bir Konvansiyon toplanmasına ve bunu bir hükümetler-arası konferansın izlemesine karar verildi ve süreç aslen Nice Anlaşmasının imzalanmasıyla devreye girdi. Şubat 2002 – Temmuz 2003 arasında ayda en az bir kere (ve çoğunlukla daha sık) toplanan genel kurullar yoluyla çalışan Konvansiyon’un üyeleri üye ve aday ülkelerden birer hükümet, ikişer de parlamento temsilcisiydi. Paralelde ise STK’lar ve Gençlik Konvansiyonu yürütüldü. STK’ların katılım için kendilerini toplantıların yürütüldüğü Avrupa Parlamentosuna akredite ettirmeleri gerekiyordu. Gençlik konvansiyonu temsilcilerinin belirlenmesinin resmi konvansiyon katılımcılarına bırakılması ise Avrupa Gençlik Forumunda temsil edilen Avrupa çapındaki gençlik örgütlerinin ve birçok ülkede kurulu olan Ulusal Gençlik Konseylerinin tepkisine yol açtı. Bu paralel konvansiyonlar da Konvansiyon genel kuruluyla aynı günlerde ve aynı bina içinde yürütülerek paralel ilerleyen toplantıların katılımcılarının birbirleriyle informal görüşmeler de yapabilmesi amaçlandı, dolayısıyla resmi konvansiyona sunulan bir öneri anında tepkilerle karşılaşabiliyor ve buna göre yeniden şekillenebiliyordu.
Paralel konvansiyon dışında “yurttaşların” katılımı için öngörülen mekanizmalar çoğunlukla internet merkezli oldu ve belgeler ve değişiklik önerileriyle birlikte tutanaklar ve gündemlerin web üzerinden yayımlanması dışında web forumu ve halen işlevini sürdüren futurum sitesi yoluyla görüşler alındı; iletilen görüşlerin ne kadarının anayasa taslağına yansıtıldığı bilinmiyor.
Oluşan taslak bundan sonra bir Hükümetlerarası Konferansın tartışma konusu oldu ve özüne ve dört bölümlü yapısına dokunulmamasına karşın ülkelerin AB içindeki ağırlıkları ve oy hakları üzerinden bir yıla yakın bir tartışma sonucunda Haziran 2004’teki Avrupa Zirvesinde ortaya çıkan kriz durumları son anda aşılarak imzalandı. Avrupa Anayasasının yürürlüğe girmesi ise imzalayan bütün üye ülkelerin mecliste veya referandumlarda onaylanması sonrasında 2007 yılı başında olacaktı. Ancak Fransa ve Hollanda referandumlarından hayır çıkması nedeniyle Anayasa yürürlüğe giremedi. Oluşan taslak ise 'Avrupa Anayasası' başlığı çıkartılarak ve tepkilere göre yeni bir süreçte değişiklikler yapılarak en son Lizbon Antlaşması haline geldi ve yürürlüğe girdi.
V. Avrupa STK’ları ve STK platformları +
1950'lerde AET'nin oluşumuyla birlikte ilk Avrupa STK'ları oluşsa da yaygınlaşması 1992’deki Maastricht Antlaşması sonucu bir “politik birlik” oluşumunun teyit edilmesiyle yakından bağlantılıdır. Son yıllarda bir çok STK kendisini Avrupa ağları olarak kurmuş ve Avrupa politik süreçlerine yurttaş perspektifinden yön vermeye çalışmaktadırlar.
Avrupa STK’ları çeşitli konularda Avrupa düzeyinde örgütlenen ve yerel üyeliğe açık federasyonlardır. Yerel birimleri genellikle Avrupa düzeyindeki ismi benimserler. (ör. AEGEE, Jeunes Europeén Federalistes). Avrupa STK Platformları ise özel konularda yerelde kurulu farklı STK’ların ya da ulusal sivil ağların bir araya gelerek oluşturdukları platformları ifade eder. Ayrıca aynı alanda çalışan farklı Avrupa STK’larının ve şemsiye örgütlerin (ör. Avrupa Gençlik Forumu [European Youth Forum], Avrupa Kadın Lobisi [European Women’s Lobby], Yeşil10 [Green10], Avrupa Afet ve Kalkınma STK'ları Konfederasyonu [CONCORD], Sosyal Platform), ya da farklı alanlarda çalışan Avrupa ve ulusal platformların bir araya gelerek oluşturdukları platformlar da bulunmaktadır. Platformlar yalnız politika süreçlerine katılımda daha etkin ve etkili olmak için değil, aynı zamanda Avrupa düzeyinde ortak etkinliklerin de oluşumuna zemin hazırlayan ve çok-boyutlu ilişkilere olanak sağlayan ortamlardır. Dünya çapında örgütlenmiş çeşitli STK'lar Avrupa politikalarında etkin olabilmek amacıyla Brüksel'de temsilci bulundurmakta veya ofis açmaktadırlar.
Bazı büyük ulusal STK'lar da Brüksel'de ofis açma ya da temsilci bulundurma yoluna gitmektedirler. STK tanımına girmemekle birlikte çeşitli bölgesel ve yerel yönetimler ile ulusal siyasi partilerin de Brüksel'de ofis açma gereği duydukları biliniyor. Türkiye'den yıllardır var olan TÜSİAD, İktisadi Kalkınma Vakfı, TESK ve DİSK temsilciliklerine ek olarak çeşitli STK'lar üye oldukları Avrupa platformları aracılığıyla çeşitli etkinlikler düzenlemektedir.
ÖRNEKLER
Sivil Toplum İletişim Grubu [Civil Society Contact Group]:Yukarıda değinilen platformların platformu niteliğindeki oluşum AB kurumlarına yurttaşların ve her düzeyden STK'nın katılımını kolaylaştırmak amacıyla politika geliştirme, eğitim materyalleri hazırlama ve lobi yapma gibi faaliyetlerde bulunmaktadır (http://www.act4europe.org).
Lobi Şeffaflığı ve Etik Düzenlemesi İttifakı [The Alliance for Lobbying Transparency and Ethics Regulation - ALTER-EU]: Avrupa kurumlarına yönelik lobicilikte şeffaflık ve hesap verebilirliği gözetmeye çalışan ve 160 kadar STK, sendika, akademik grup ve halkla ilişkiler şirketinin oluşturduğu bir ağdır (http://www.alter-eu.org).
Avrupa Gençlik Forumu [European Youth Forum]: Avrupa Gençlik Forumu, farklı ülkelerdeki ulusal gençlik konseylerinin ve Avrupa gençlik örgütlerinin bir şemsiye örgütüdür. Avrupa çapında gençlik politikalarıyla ilgili temsil iddiası olan bir örgüttür (http://www.youthforum.org).
Avrupa Engellilik Forumu [European Disability Forum]: Avrupa’da 50 milyondan fazla engelli bireyi temsil eden bir şemsiye kuruluştur. AB düzeyinde engelli bireylerin politika geliştirme ve uygulama konularına etkin bir biçimde katılımı yolu ile temel haklar ve insan haklarına tam erişimlerini garanti altına almaktır (http://www.edf-feph.org).
Avrupa Çevre Ofisi [European Environmental Bureau]: AB üye, aday ve komşu ülkelerinden, aday ülkelerin büyük bir çoğunluğundan ve Avrupa Topluluğu’nun birkaç komşu ülkesinden 140’tan fazla çevre örgütün üye olduğu bir federasyon yapısıdır. EEB üyeleri, yerel gruplardan ulusal STK’lara, Avrupa ve uluslararası ölçekte faaliyet gösteren örgütlere dek çeşitlilik göstermektedir (http://www.eeb.org).
Avrupa Kadın Lobisi (European Women's Lobby): AB'deki kadın kuruluşlarının en büyük şemsiye örgütüdür. 1990 yılında kurulmuştur. Avrupa çapında etkinlik gösteren 20 örgüte ek olarak 27 AB üyesi ülkeden ve Türkiye dahil 3 aday ülkeden toplam 2000'i aşkın üye kuruluşları vardır. (http://www.womenlobby.org)
Avrupa Yoksulluk Karşıtı Ağı (European Anti-Poverty Network): 30 ülkede gönüllü kuruluşların ve taban örgütlenmelerinin oluşturduğu ulusal ağlar ve 23 Avrupa örgütünün katıldığı bağımsız bir ağdır. (http://www.eapn.eu)
Avrupa düzeyinde yurttaş katılımı ve örgütlenmenin önündeki 3 ana zorluk (Civil Society Contact Group, 2006):
1) Brüksel'in ötesine geçme: AB kurumlarının toplandığı ana merkez olan Brüksel kenti, bu kurumların kararlarını etkilemek isteyen sivil toplum örgütlenmelerinin düzenlediği bir çok etkinliğe sahne olur. Ancak bu etkinliklerin etkisi ve kurumlarla kurulan diyaloglarda alınan mesajların ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde ilgili kuruluş ve yurttaşlara geri iletilmesinde genelde sorunlar ortaya çıkmaktadır.
2) Görüşmeleri sonuçlara dönüştürme: AB kurumlarının demokratik açığı aynı zamanda siyaseten açık hesap verebilirlik mekanizmalarının olmaması anlamına gelir. Kurumlar arasındaki görüş ayrılıkları da hesaba katılınca katılım ve diyaloğun gerçek sonuçlara yansıması zorlaşmaktadır.
3) Kamusal ve özel çıkarlar arasında denge gözetme: Gerek informal, gerekse de resmi danışma süreçlerinde iş çevrelerinin profesyonel lobicileri çok etkinken bazen bu çevrelerle görüş ve çıkarları çatışan diğer kesimlerin bu süreçlere erişimi çok daha zordur.
4) Avrupa düzeyindekilerin dışındaki STK'lar ise şu anda çok 'ulusal' referanslarla aktiviteler yapıyorlar.
5) Avrupa düzeyinde ise ana rolleri kapıları tutmuş olan profesyonel elitler oynuyor: STK'lar Avrupa düzeyinde "demokrasi okulu" görevi görmüyor.
VI. Sivil diyalog +

Avrupa bütünleşmesi sürecinde en az kurumlarla yurttaş örgütlenmeleri arasındaki dikey ilişki kadar yurttaşlar ve örgütlenmeleri arasındaki yatay iletişim ve işbirlikleri de önemli rol oynar. Bu anlamıyla sivil diyalog gerek sıradan yurttaş kimlikleriyle, gerekse de mesleki kimlikleriyle akranlar arasında değişimler, ortak kampanyalar ve görüş alışverişi gibi farklı formlar almaktadır. STK'lar bu amaçlarla kendilerini gerek kolaylaştırıcı ve kurumsal ve örgütsel platform olarak kullandırırlar, gerekse de Avrupa'daki farklı toplumların pratikleri hakkında bilgi yaygınlaştırıcı olarak devreye girerler.
Bu diyalog daha önce Erasmus ve Gençlik programlarında gördüğünüz gibi AB bütçesinden sağlanan olanaklar tarafından da desteklenir. Bu programların "Yurttaşlar için Avrupa" örneğinde olduğu gibi yetişkinler için düzenlenmiş olanları da vardır. Bu tür programların ve değişimlerin üç ayağı seyahat, değişim ve karşılıklı öğrenme olsa da katılımın orta sınıflarla ve eğitimlilerle sınırlı kaldığı ve yoksul kesimlere ulaşamadığı, çoktan bütünleşmeye yatkın olanlara hitap ettiği eleştirileri bulunmaktadır (Anheier, 2011) Bunun paralelinde AB sürecine ve politikalarına destek de daha eğitimli ve elit kesimlerde artmaktadır.
VII. Genişleme ve AB uyumunda sivil toplum +

Son olarak bir aday ülke olarak Türkiye sivil toplumuna dönelim. Şaşırtıcı gelebilir, ancak yukarıda sıralanan bir çok katılım olanağından ve Avrupa çapındaki platformlardan bir aday ülke olarak Türkiye'den yurttaşlar ve STK'lar da yararlanabilir ve düşük düzeyde olsa da yararlanmakta olanlar da vardır. Dahası Avrupa ile gerçek bütünleşme ancak özellikle gençler ve gençlerin örgütlenmeleri tarafından bu katılımın artması ve derinleşmesinden geçmektedir.
Bunun ötesinde uzun bir uyum süreci olan müzakere sürecinde STK'lara farklı roller de düşmektedir. Müzakere sürecinde ülke içinde farklı çıkarlar arasında çatışmalar olmaktadır ve bu çatışmalar sırasında tematik uzmanlık alanlarında izleme ve baskı grubu olma ve yurttaşlar arasında süreç hakkında eleştirel bilgiyi dolaşıma sokma görevi STK'lara düşer. Bunun da ötesinde AB ülkeleri yurttaşları ve kendi akranları ile yatay sivil diyaloğa girmek de STK'lar tarafından yerine getirilebilecek görevlerdendir.
Dolayısıyla bilginin yaygınlaşması ve toplumsal iletişimin sağlanmasında ara kurum olarak başka türlü söz sahibi olamayacak yoksun kesimlerin sesini sürece taşıma, kendi durduğu yerden gerek ulusal düzeyde AB sürecine, gerekse de Avrupa düzeyinde politikaların oluşumuna katılım ve toplum içinde tartışma ve diyalog yoluyla bir öğrenme sürecinin tetiklenmesi STK'lara düşen görevlerdir.
Kaynakça +
Anheier H. (2011), Growing European Civil Society: A Case of Social Engineering, 2011 Dahrendorf Symposium - Changing the Debate on Europe, http://www.dahrendorf-symposium.eu/fileadmin/Content_Images/Papers/Papers_Neu/DSP_Anheier_Growing_European_Civil_Society.pdf
Civil Society Contact Group (2006), Civil Dialogue:Making It Work Better, http://www.act4europe.org/code/en/materials.asp?Page=222&menuPage=222