2.6 Sosyal politika ve AB
Pınar Uyan Semerci
Anahtar Sözcükler Sosyal Politika, Refah Rejimleri, Avrupa Sosyal Modeli, Açık Koordinasyon Metodu, Sosyal Şart, Lizbon Stratejisi, İstihdam Politikaları
I. Sosyal Politika Nedir? +

Sosyal politika, devletin insanların eşit haklara sahip özgür bireyler olarak topluma katılmalarını sağlamak amacıyla uyguladığı politikaların tümüne verilen isimdir. Sosyal politika, hukuk, siyaset, ekonomi, sosyoloji ve psikoloji gibi farklı disiplinlerle de beslenen akademik bir alandır. Sosyal politika, toplumun değişik sosyal kesimlerinde ortaya çıkan muhtelif sosyal sorunları ortadan kaldırmayı ve herkesin sosyal refahını sağlamayı ve yaygınlaştırmayı hedefleyen önlemlerin ve uygulamaların bütünü olarak tanımlanmaktadır (Seyyar 2002: 544–6). Bu bağlamda eğitim, sağlık, bakım, konut, istihdam,sosyal hizmetler ve sosyal güvenlik alanlarında politikalar geliştirerek toplumsal uyumu ve refahın sağlanmasını hedefler. Bu yüzden de sosyal politika hayatımızın oldukça içindedir.
Tarihsel olarak bakarsak, Sosyal Politika, 18.yüzyılın sonunda İngiltere’de başlayan ve daha sonrasında özellikle Batı Avrupa’da yaygınlaşmaya başlayan sanayileşme süreciyle birlikte önem kazanmıştır. Anthony Giddens (1994), refah devletini sosyal politika araçlarını kullanarak toplumsal düzenin daha adil hale getirilmesi için devletin ekonomiye müdahalesi olarak tanımlar.
Sosyal politika, insan ihtiyaçlarına ve insanın topluma katılmasının koşullarına vatandaşlık hakları bağlamında bakar. Bu yaklaşım hem ihtiyaçlar piyasadaki şirketler tarafından karşılansın fikrinden hareket eden piyasa mantığından farklıdır. Hem de hayırseverlik mantığından yani ihtiyaç sahiplerine hayırseverler yardım etsin düşüncesinden farklı yaklaşır. Bu bağlamda müşteri ya da muhtaç olarak değil, hakları olan eşit vatandaş olma vurgusuyla, bu haklar çerçevesindeki politikaları içerir.
Sosyal politika öncelikle çalışma hayatını iyileştirmek için çalışanların haklarını düzenlemek üzere şekillense de, günümüz dünyasında toplumdaki tüm sınıfların ve grupların istihdamın yanı sıra eğitim, sağlık, sosyal güvenlik (sosyal sigortalar, bakım, sosyal yardım ve sosyal hizmetler) gibi farklı alanlardaki sorunlarına çözüm üreten politikaların tümünü kapsamaktadır. Daha genel bir çerçevede sosyal politikanın amacı, insan haysiyetine yaraşır bir hayatın sürdürülmesi için tedbirler alarak adil bir refah toplumunu oluşturmak şeklinde özetlenebilir.
II. Avrupa Birliği’nde Ortak bir Sosyal Politika Var mı?+

xxxAvrupa Birliği’nin (AB) önemli tartışma alanlarından biri Avrupa Sosyal Modeli’ninolup olmadığı yani “Sosyal Avrupa’dan” söz edip edemeyeceğimizdir. AB’nin tarihsel oluşumu Sosyal Avrupa’dan çok Ortak Pazar üzerinden şekillendiği için Sosyal Avrupa anlayışı ile Pazar’ın ön plana çıktığı AB anlayışı arasında süren çekişme uzun süredir devam etmektedir. Özellikle 2010’da Yunanistan başta olmak üzere birçok AB ülkesinin yaşadığı ekonomik kriz de göz önüne alındığında bu tartışmanın yakın bir zamanda sonlanmayacağı tahmin edilebilir.
AB Sosyal Politikası, yukarıdaki girişten de anlaşılabileceği gibi AB vatandaşları için daha iyi yaşam standartları ve çalışma koşulları sağlamak amacındadır. Bu bağlamda işçi ve işverenler arasında diyaloğu arttırmak ve üye ülkeler arasında diyaloğu, sosyal alanda işbirliğini ve uyumu sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. AB sosyal politikasının ana vurgusu, Sosyal Şart’ın birçok maddesinde de görüldüğü üzere çalışanların haklarını düzenlemeye öncelik vermektedir. Bu bağlamda da üye ülkeler AB’nin kurucu antlaşmalarında da yer alan sosyal politika konularında sağlamak zorunda oldukları minimum standartlar içinde kendi modellerini seçme noktasında özgürdürler. Avrupa Birliği’nde sosyal güvence ve istihdam politikası üye ülkeler arasında farklı olmakla beraber, çalışma şartları, emeklilik, yoksullukla mücadele, sosyal güvenlik, sağlık, yaşlıların bakımı, sosyal yardım, ayırımcılıkla mücadele gibi alanlarda belli standartlara uyulmaktadır. Bu olabilecek en alt düzeyin belirlenmesi bunun üzerindeki iyi koşulların ülkelere bırakılması manasına gelir.
Tek bir AB sosyal politikasından bahsetmenin imkânsızlığı ortadadır. Avrupa Sosyal Modeli (ESM) çerçevesinde bir tür Avrupa refah devletinden bahsetmek aslında çok mümkün değildir. AB, Avrupa istihdam ve sosyal politikasıyla tek başına uğraşmadığı gibi, bu konuda yalnızca kendisi sorumluluk taşımaz. 27 üye ülkesinin ortak ve bağlayıcı bir sosyal politikası yoktur. Sosyal politika, üye devletlerin asli bir sorumluluğudur. Yetki ikâmesi ilkesine uygun olarak, Avrupa, sadece bir AB çözümünün daha anlamlı olduğu konularla ilgilenir. Bugüne kadar, AB, sadece asgari standartlar ve asgari haklar belirlemiştir. Dolayısıyla, üye devletler, Avrupa sosyal düzenlemelerinin ötesine giden kurallar ve yönetmelikler kabul edebilirler.
Yetki İkamesi (Subsidiarity)
Yetki ikamesi ilkesinin amacı, karardan etkilenenlerin çıkarına olacak şekilde kararın alınması ilkesidir. Topluluk düzeyinde girişilecek faaliyetin, yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde yaratması muhtemel olanaklar açısından, yerinde olup olmadığı sürekli şekilde denetlenerek gerçekleşmesini sağlamaktır. Daha açık bir dille, bu ilke uyarınca Avrupa Birliği, ancak kendi girişimi yerel, bölgesel veya ulusal girişimden daha etkin olacaksa harekete geçer. Bu ilke oranlılık ve gereklilik ilkeleri ile sıkı sıkıya bağlıdır. (AB Kavramları Sözlüğü, İKV http://ikv.org.tr/sozluk.asp?bas_harf=İ&anahtar=&sayfa=&id=1239 )
III. Tarihsel Süreç +
Avrupa Ortak Pazarı’nı oluşturan Roma Antlaşması (1957) sosyal haklar konusunda oldukça kısıtlıdır. AET, sosyal politika hedefleri tanımlamak yerine işbirliğini teşvik etmekle sınırlıydı. Roma Antlaşması üye devletlerin piyasalarının genişletilmesi ve rekabet güçlerinin arttırılmasıyla istihdam koşullarının iyileşeceği ve hayat standartlarının da yükseleceği fikrini taşımaktaydı. Piyasa entegrasyonuna dair olumlu bir bakış egemendi ve bu entegrasyonun çalışanlar açısından yaratabileceği sıkıntılar ve ilgili sosyal politika önerileri öncelikler arasında yer almıyordu. Bu nedenle sosyal politikada hedefler saptanmamış, bunun yerine işbirliği teşviki belirtilmiştir. Sosyal konularla ilgili yalnızca 12 maddenin yer aldığı antlaşmada piyasaların rekabet gücünün arttırılması hedeflendiğinden istihdam fırsatlarını yükseltme amacıyla bugün de varlığını sürdüren Avrupa Sosyal Fonu (ESF) kurulmuştur. Piyasaların entegrasyonu aracılığı ile istihdam artışının olacağı ve refahın teminin bu sayede gerçekleşeceği iyimser yaklaşımının hakim olması nedeni ile işçilerin serbest dolaşımı, yerleşme serbestliği gibi hükümler bu piyasa entegrasyonunu kolaylaştırma hedefini gütmekteydi. Avrupa Sosyal Fonu oluşturulmasına rağmen Konsey’in karar alması oy birliği esasına dayandığı için 1970’li ve 1980’li yıllarda çok fazla bir ilerleme kaydedilmemiştir. Roma Antlaşması’nı takip eden ilk on yıl, sosyal politika, entegrasyonun ana gündemine girmemiştir.
1972 yılındaki Paris Zirvesi’nde üye devletler ekonomik birliğin yanı sıra sosyal birliğe destek vereceklerini belirtmelerine rağmen, 1973 yılında İngiltere, İrlanda ve Danimarka’nın üye olmasıyla sosyal politika alanında ortaklık yakalamak daha da zorlaşmıştır. Aslında her yeni üye ülkeyle sosyal politika alanında farklı tarihsel deneyimler ve öncelikler bu alanda entegrasyonu güçleştirmiştir. Sosyal politika alanında AB düzeyinde bir ortaklık belirlenmesi çabaları, 1980’li yıllarda oybirliği ile karar alınmasından nitelikli oy çoğunluğu ile karar alınmasına geçilmesi ile nispeten hızlanmıştır.
Tek Avrupa Senedi’yle sosyal diyaloğu tesis etmek için bir temel oluşturulmuştur. Avrupa Senedi’ni takiben 1986 yılında sağlık ve güvenlik yönergeleri oluşturulmuştur. 1989’da kabul edilen ve aşağıda ele alınacak olan Sosyal Şart (İşçilerin Temel Sosyal Haklarına İlişkin Topluluk Şartı) işçi hakları açısından önemli bir adımdır. İngiltere’nin Sosyal Şartı kabul etmemesi nedeniyle İngiltere’nin dışında kalanı 11 üye ülke 1991’de sosyal politikaya dair bir Protokol imzalamışlardır. Bu Protokol’le İngiltere dışındaki üyeler AB’nin sosyal politikasını beraber şekillendirmeyi hedefleyerek Sosyal Politika Anlaşması’nı kabul etmişlerdir. 1993’te Maastricht Antlaşması’na ekli Sosyal Politika hakkında Anlaşma içeren Protokol, Amsterdam Antlaşması’nın bir parçası haline gelmiştir. 1997’de İngiltere’nin Sosyal Politika Anlaşması’nın hükümlerini içeren Amsterdam Antlaşması’nı onaylamasıyla birlikte resmi düzeyde tüm üyelerce kabul edilen bir ortak sosyal politikadan söz etmek ancak mümkün olmuştur.
Amsterdam Antlaşması ile ortak sosyal politika alanında Avrupa sosyal taraflarına toplu sözleşme yapmayı da içeren bir rol verilmiş, kadın erkek eşitliği sağlanmasına dair konularda Topluluk yetkileri arttırılmıştır. Yine de belirtmek gerekir, özellikle 1997 yılı sonunda toplanan Lüksemburg Konseyi’nin odağında yer aldığı üzere sosyal politika istihdam politikaları üzerinden dillendirilmeye devam etmiştir. Amsterdam Antlaşması’ndan itibaren tüm üye ülkeler Lizbon Stratejisi çerçevesinde yürüttükleri Açık Koordinasyon Yöntemi (OMC) ile AB sosyal politikasını oluşturmaya ve yürütmeye çalışmışlardır.

Açık Koordinasyon Yöntemi (Open Method of Coordination)
Ulus–devlet dostu denilen bir yöntem olan “açık koordinasyon yöntemi” ülkelerin kendi ulusal stratejileri vasıtasıyla çalışmasını içeren esnek bir yöntemdir. Ulusal kurumlara ve stratejilere yer bırakan bu yöntem, her üye ülkenin bir politika alanında belirlenen ortak hedefler doğrultusunda ulusal eylem planları yapmalarını, daha sonra Komisyon’un belirlediği kriterler çerçevesinde birbirlerinin performansını değerlendirmelerini ve ulusal politikalarda gerekli değişiklikleri yapmalarını hedefler.
Amsterdam Antlaşması’nın 136.-139. Maddeleri sosyal politikaya dair düzenlemeleri içerir. Böylelikle Sosyal Politika Anlaşması ve buna ilişkin Protokol, AB Antlaşması’nın tüm üyeler tarafından kabul edilen hükümleri arasına girmiştir. Bunun sonucunda AB, sosyal diyalog, AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu aracılığı ile sosyal politika alanında düzenleme yapma imkânına kavuşmuştur. AB’nin sosyal politikası aslen, Amsterdam Antlaşması ile birlikte kurucu antlaşmalar içine alınmıştır ve istihdam politikası ortak bir sorumluluk alanı olarak belirlenmiştir. Antlaşmalara göre Avrupa bütünleşmesinin amacı şu şekildedir:
“Topluluk [AB], ... topluluğun her yerinde, ekonomik faaliyetlerin uyumlu, dengeli ve sürdürülebilir gelişmesi, yüksek bir istihdam ve sosyal koruma düzeyi, erkekler ve kadınlar arasında eşitlik, sürdürülebilir ve enflasyon yaratmayan büyüme, yüksek derecede bir rekabet gücü ve ekonomik performans yakınlaşması, çevre kalitesinin yüksek düzeyde korunması ve iyileştirilmesi, yaşam standardı ve kalitesinin yükselmesi, ve üye devletler arasında ekonomik ve sosyal kaynaşma ve dayanışma temin etmekle görevli olacaktır” (1997 Amsterdam Antlaşması ile değiştirilmiş şekliyle Avrupa Topluluğu’nu (AT) kuran antlaşmanın 2. maddesi).
Sosyal Diyalog
Emek ve sermaye arasında veya bunlarla hükümet arasında kurumsallaşmış ilişkileri anlatmak için kullanılan sosyal diyalog kavramı aslında, Avrupa Sosyal Modeli çerçevesine yerleştirildiğinde daha çok anlam kazanmaktadır. 1957’de Roma Antlaşması’nda Avrupa Komisyonu ile sosyal taraflar arasında diyaloğun sağlanmasını hedefleyen Ekonomik ve Sosyal Komite kurulmuştur. Kopenhag Kriterleri arasında yer alan demokratik gelişme açısından da çok önemli olan sosyal diyalog, yalnızca sosyal politika ve istihdam alanları çerçevesinde ele alınması gereken bir olgu değildir (Koray ve Çelik, 2007: 13).
IV. Sosyal Şart +
1989 yılında kabul edilen temel sosyal haklara ilişkin Sosyal Şart, daha çok ekonomi yönü üzerinde durulan Tek Pazar’a yeni bir sosyal boyut kazandırmıştır. Avrupa Sosyal Şartı 1961’de hazırlanmıştır. 1988’de bir ek protokol eklenmiş ve 1996’da da genişletilmiş şart olarak tekrar hazırlanmıştır. Türkiye’nin kabul ettiği ve çekinceler ile imzaladığı, bu genişletilmiş olan sosyal şarttır.
Sosyal Şart yasal bağlayıcılığı olan bir belge olmadığı için ulusal politikalar tarafından aslında uygulaması değişebilmektedir. Ancak yine de özellikle çalışanlara sunduğu haklar açısından oldukça önemli bir uluslararası belgedir. 1961’deki Avrupa Sosyal Şartı ile 1996’daki hali arasında bir kıyaslama yapıldığında sosyal haklar açısından bir ilerlemeden bahsetmek mümkündür. Sosyal haklar 1960’ta genellikle sadece çalışanların haklarıyla sınırlı idi. Bu hem tam istihdam hedefiyle hem de geleneksel çekirdek aile yapısının veri olarak alınmasından kaynaklanan bir durumdu. Ancak 1990’lara gelindiğinde hem çalışma hayatı hem de ailenin yapısı büyük ölçüde değişmiştir. Dolayısıyla bugünkü sosyal hak kavramı çalışanların haklarından çok daha kapsamlı bir çerçeve gerektirmektedir. Bu bağlamda Şart, genişletilmiş ve değiştirilmiştir. Bu Şart’ın önemi, ilk defa sosyal yardımı ve sosyal güvenceyi bir hak olarak dillendirmesidir. Ayrıca yaşlılar ve çocuklar ile ilgili korumaları gündeme getirmesi de çok önemli bir katkıdır.
Altı yılda bir seçilen ve 15 kişiden oluşan bir Avrupa Sosyal Haklar Komitesi, ülkeleri izlemekte ve şikâyetleri kabul etmektedir. Taraf olmuş ülkeler hakkında uygulamada sorunlar olursa, bu uygulamalar komiteye Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu gibi belli merciler tarafından şikâyet edilebilmektedir. Aynı zamanda ulusal işçi ve işveren kuruluşları ve bazı sivil toplum kuruluşları şikâyetçi olabilmektedirler. Bu şikâyetler komite tarafından değerlendirilip komisyona gönderilmektedir. Komisyon bu dilekçeleri yerinde bulursa ülkeye bir tavsiye ya da uyarı mektubu gönderebilmektedir. Dolayısıyla hakların ne kadar uygulandığı izlenebilmektedir.
V. Lizbon Stratejisi +
Lizbon Stratejisi’nin (23–24 Mart 2000) temel amacı, AB'nin geleceğini belirlemek ve bu yönde adımlar atmayı sağlamak olarak tarif edilebilir. Lizbon Stratejisi ile AB, 10 yıl sonrasının sınırlarını çizerek yakın dönem hedeflerini belirlemiştir. On yıllık süre için Lizbon Stratejisi’nin ana amaçları arasında, gayri safi yurtiçi hâsılanın (GSYİH) yüzde 3’ü oranında araştırma ve geliştirmeye (ARGE) kaynak ayırmak, girişimciliği kolaylaştırmak için bürokratik işlemlerin yükünü hafifletmek ve istihdam oranını erkeklerde yüzde 70, kadınlarda yüzde 60’a çıkarmak sayılabilir. Bu hedefe ulaşmak için izlenmesi planlanan genel strateji de ‘Avrupa sosyal modelini modernleştirmek, bireye yatırım yapmak ve toplumsal dışlanmaya karşı mücadele etmek’ ifadesi yer almıştır.
Lizbon Stratejisi kapsamında üye ülkelerin kaydettikleri gelişmeler, genel ekonomik arka plan, istihdam, yenilik ve araştırma, eğitim ve öğretim, ekonomik reform, sosyal uzlaşma ve çevre genel başlıkları altındaki yapısal göstergeler temelinde değerlendirilmektedir. Bu çerçevede sosyal politika alanını etkileyecek kriterler aşağıdaki gibi belirlenmiştir:
- Genel Ekonomik Arka Plan başlığı altında: GSYİH, emek verimliliği, istihdam artışı, enflasyon oranı, birim emek maliyeti artışı, kamu dengesi ve genel kamu borcu;
- İstihdam başlığı altında: İstihdam oranı ve yaşlı işçilerin istihdam oranı, etkin iş piyasasından ortalama çıkış yaşı, cinsiyetler arası ücret açığı, düşük ücretlilere uygulanan vergi oranı, yaşam boyu öğrenme, iş kazaları ve işsizlik oranı;
- Yenilik ve araştırma başlığı altında: Eğitime yapılan kamu yatırımı, ARGE harcaması, internet erişimi seviyesi, bilim ve teknoloji mezunları, patentler, risk sermayesi yatırımları, ICT (bilgi iletişim teknolojileri) harcaması;
- Eğitim ve öğretim başlığı altında: Eğitim ve öğretime yatırım, okulu erken terk edenler, Matematik, Fen ve Teknoloji eğitim ve öğretiminden mezun olanlar, ortaöğretimini tamamlayanların nüfusu, temel beceriler, yaşam boyu öğrenme;
- Sosyal uzlaşma başlığı altında: Gelir dağılımında eşitsizlik, sosyal transferler öncesi ve sonrasında yoksulluk riski oranı, sürekli yoksulluk riski oranı, bölgesel istihdam oranlarının dağılımı, okulu erken bırakanlar, uzun dönemli işsizlik oranı, işsiz hane halkları nüfusu yer almaktadır (Lizbon Süreci Bilgilendirme Toplantısı Raporu 2006).
2005'te yapılan Bahar Zirvesi’nde AB’nin en önemli siyasi öncelikleri olarak “güçlü ekonomik büyüme ve istihdam” kabul edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda üye ülkelerin sürece katılımının önemi vurgulanmıştır. Bunu sağlama yolunda AB kurumları ile üye ülkelerin ortak çalışması yaklaşımı benimsenmiş ve üye ülkelerin Lizbon hedeflerine yönelik eylemlerini belirleyecekleri birer ulusal reform programı hazırlamasına karar verilmiştir. (Lizbon Süreci Bilgilendirme Toplantısı Raporu 2006).
1 Aralık 2009’da yürürlüğe giren AB’nin yeni antlaşması olan Lizbon Antlaşması’na dâhil edilmiş olan Temel Haklar Şartı’ndaki sosyal içerikli maddelerin Birlik üyeleri açısından bağlayıcılığı tartışmalı olmakla beraber, maddeleri özellikle sosyal politika alanında Avrupa anayasasına dair atılmış önemli bir adım olarak değerlendirmek mümkündür.
VI. İstihdam Politikaları +

Avrupa Birliği’nin sosyal politikası, öncelikle istihdam odaklı olduğu için çalışanların yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçi ve işveren kesimleri arasında bir diyalog ortamı oluşturulması ve üye ülkelerin sosyal politikaları arasında uyum sağlanmasını amaçlamaktadır. Bu nedenle istihdam alanına dair ortak politikalar kısaca ele alınmaya çalışılarak, yukarıda bahsedilen asgari standartlarla ne kastedildiği aktarılmaya çalışılacaktır.
Kasım 1997 tarihli ilk istihdam zirvesi olarak da kabul edilen Lüksemburg Zirvesi’yle işsizlik ile mücadelede AB üye ülkelerin istihdam politikalarının uyumlaştırılması hedefi çerçevesinde Ulusal Eylem Planları’nın hazırlanmasına karar verilmiştir. Özellikle AB üyesi ülkelerin istihdam durumunun başka üye ülkelerin işgücü piyasaları ve genel ekonomik gelişimleri üzerinde olumsuz etkiler yaratmaması için alınması gereken önlemler saptanmaya çalışılmıştır. Böy1ece Avrupa İstihdam Stratejisi’ne ivme kazandırılmıştır. Haziran 1999’da yapılan Köln Zirvesi’nde Avrupa İstihdam Pakt’ı kabul edilmiş ve Köln süreci olarak ifade edilen ve tüm taraflar arasındaki diyalogun güçlendirilmesi ile büyüme ve iş yaratılmasına yönelik güvenin artırılmasını hedefleyen süreç başlamıştır.
Lizbon Avrupa Konseyi Zirvesi’nde, Avrupa işsizlik oranı hedefini bu oranı en düşük olan ülkeler seviyesine getirmek olarak açıklanmıştır. İşsizliğin yoksulluk ve sosyal dışlanmanın en önemli nedeni olduğu belirtilmiştir. AB’nin istihdam politikası ile ilgili 22 Temmuz 2003 Konsey kararına göre: “Avrupa Birliği vatandaşı olan herkes, Birliğe üye ülkelerde herhangi bir hak kaybına uğramaksızın ve ücret, istihdam ve çalışma şartları konusunda ayırım yapılmaksızın çalışma hakkına sahiptir.” AB’nin istihdam politikası, vatandaşlarına din, dil, cinsiyet, bedensel özür, sınırlı vasıf, etnik köken ve yaş ayırımı gözetmeksizin istihdam sağlamayı, yeni iş olanakları yaratmayı ve yüksek standartta çalışma şartları ve ortamı sağlamayı hedeflemektedir. AB üyesi ülkeler arasında çalışma koşulları açısından farklılıklar olabileceği ancak bir ülkenin içinde AB üyesi ülke vatandaşlarına aynı haklardan yararlanma koşulunun getirilmesi altı çizilmesi gereken bir noktadır. Örneğin, Fransa’da çalışan bir işçi ile İtalya’da çalışan bir işçi aynı sosyal haklara sahip değildir, ancak Fransa’da çalışan bir Fransız işçi ile İtalyan işçi aynı sosyal haklardan ve çalışma koşullarından yararlanmalıdır.
İstihdam alanında en temel perspektif asgari standartların, AB üye ülkeleri açısından sağlanmasıdır. Bu alanda temel başlıklar işyeri sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, kadın ve erkek tüm çalışanlar için eşit fırsatların sağlanması, ayrımcılığa karşı koruma ve iş hukukudur. Çalışanlar, işyerlerinde olabilecek kazalar, asbest gibi kimyasallar ve biyolojik faktörler karşısında belli kurallar ve standartlar ile güvence altına alınmaktadırlar. Kadına ve erkeğe eşit fırsatların sağlanması çerçevesinde iş yerinde eşit muamele, eşit işe eşit ücret, hamilelik durumunda iş koşulları ve ebeveynlik izinleri düzenlenmiştir. Hamile, yeni doğum yapmış veya bebek emziren kadın çalışanlar için özel sağlık ve güvenlik önlemleri alınmaktadır. Kadın çalışanlar sadece hamile oldukları, yeni doğum yaptıkları veya doğum izninde oldukları için işten çıkarılamazlar. Ayrıca dezavantajlı kişilere yönelik ayrımcılığı önleyici pozitif uygulamaların da devreye sokulması hedeflenmiştir.
Çocuk işçiliği alanında 15 yaşından küçüklerin çalıştırılması yasaktır. 15–18 yaş aralığında çalışan çocuklara ise fazla mesai yaptırılması yasaktır.
Çalışanlar, ücretleri, izinleri ve ihbar süresi konularında sözleşme imzalama hakkına sahiptir. Çalışanlar sendikaya üye olma ve toplu sözleşme yapma hakkına sahiptir. Toplu işçi çıkarma gibi durumlarda işveren sendikaya veya işçi temsilcisine bilgi vermekte ve birlikte değerlendirme yapılmaktadır. AB’ye üye devletlerde en az 1000 çalışanı ve en az iki üye devletin her birinde en az 150 çalışanı olan işyerlerinde Avrupa çalışma konseyi kurulması zorunludur. Hizmet süresi ayrımı yapılmaksızın tüm çalışanlar yılda en az dört hafta ücretli izin kullanabilmektedirler.
Sosyal diyalog, Avrupa istihdam ve sosyal politikasının çok önemli bir parçasıdır. Hem üye devletler, hem de dernekler ve sivil toplum kuruluşları (STK), işbirliği halinde sosyal politika alanında diyaloğu sürdürmektedirler. 1990'ların ortalarında, STK’lar bir araya gelerek, Avrupa sosyal politikasına görüşleri ve düşünceleriyle katkıda bulunan Avrupa Sosyal STK’lar Platformu’nu kurdular. Bu platform Sosyal Avrupa’nın gerçekleşmesi yönünde sosyal politika tedbirlerinin uygulanmasına dair AB düzeyinde baskı oluşturmaktadır.
VII. Üyelik Süreci’nde Türkiye ve Sosyal Politika +
Türkiye’nin 1963 Ankara Anlaşması’yla başlayan ve 50 yıla varan AB yolculuğunda sosyal politika alanı, aslında oldukça az ele alınmış ve çoğu zaman işçilerin serbest dolaşımı çerçevesinde dile getirilmiş bir olgudur. Çalışma saatleri ve izinler açısından yasal düzenlemelerle bir takım haklar getirilse de halen bir uyumsuzluk vardır. Aslında yasal düzenlemelerden daha da fazla sorunlar en fazla uygulamalarda göze çarpmaktadır. Mesai saatleri, işyeri sağlığı ve güvenliği alanı ve özellikle kadın erkek eşitliği konusunda Türkiye uygulamaları ile AB müktesebatı arasında oldukça önemli farklılar vardır.
2005 Katılım Ortaklığı Belgesi sosyal politika alanında Türkiye’nin kısa vadeli hedeflerini, kadın hakları, sendikal haklar, sosyal diyalog ve AB ile işbirliği ve çocuk işçiliği problemi şeklinde tanımlamıştır. Orta vadeli hedefler ise, AB müktesebatının aktarımı, idare ve yürütme yapılarının güçlendirilmesi, ulusal bir istihdam stratejisinin geliştirilmesi, sosyal katılım konusunda ulusal bir stratejinin saptanması ve sosyal korumanın daha da geliştirilmesi şeklinde açıklanmıştır.
Sosyal politika ve istihdam alanındaki AB müktesebatının etkili bir şekilde uygulanabilmesi Türkiye için müzakere sürecinin bir parçası olmakla beraber, aslında hedef Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için sürecin ötesinde önemli adımları içermektedir. Özellikle sosyal politika alanında sosyal dışlanmaya karşı mücadele ve sosyal diyalog ve katılıma yapılan vurgu, toplumsal barışın ve refahın sağlanması açısından oldukça gereklidir. Bu yönde sosyal politikanın geliştirilmesi Türkiye için önemli kazanımlar sağlar.
Sonuç +
Günlük hayatımızı birçok yönden etkileyen sosyal politika alanında, devletler yasaları ve uygulamaları ile belirleyicidir. AB, Avrupa’nın tarihsel gelişimi çerçevesinde topluma eşit vatandaşlar olarak katılmanın önündeki engelleri kaldırmayı hak vurgusu üstünden tanımlamış bir geleneğin örneklerini içinde barındırmaktadır. Bu bağlamda da ulus ötesi bir kurum olarak AB, ‘Sosyal Avrupa’ yönünde ilerleyebilirse, giderek küreselleşen bir dünyada insanca yaşam için gereken asgari koşulların sağlanması için önemli bir rol oynayabilir.
Kaynakça +
Aykaç, M. (2002) ‘Avrupa Birliği Sosyal Politikası: Muğlâk Geçmiş ve Tartışmalı Gelecek’, M. Aykaç & Z. Parlak (der.) Tüm Yönleriyle Türkiye-AB İlişkileri içinde, İstanbul, Elif Kitapevi Yayınları.
Çelik, A. (2006) AB Sosyal Politikası: Uyum Sürecinin Uyumsuz Alanı İstanbul: Kitap Yayınevi.
Dearden, S. (2005) ‘Social Policy’, F. McDonald & S. Dearden (der.), European Economic Integration içinde, Essex: Pearson Education Limited, Prentice Hall.
Giddens, A. (1994) Beyond Left and Right: Future of Radical Politics, Cambridge: Polity.
Koray, M. ve Çelik A. (2007) Avrupa Birliği ve Türkiye’de Sosyal Diyalog, Ankara: Belediye-İş Yayınları.
Manning, N. (2007) ‘Turkey, the EU and Social Policy’, Social Policy and Society, Cilt 6, Sayı 4, s. 491–501.
Purdy, D. (2001) ‘Social Policy’, M. Artis & F. Nixson (der.), The Economics of the European Union içinde, Oxford: Oxford University Press.
Seyyar, A. (2002) Sosyal Siyaset Terimleri (Ansiklopedik Sözlük) İstanbul: Beta Yayınları.
Lizbon Süreci Bilgilendirme Toplantısı Raporu (2006) http://digm.meb.gov.tr/belge/AB_LizbonSureciYeni.html